고려정KORECANRESTAURANT · ISTANBUL

KORECAN · ISTANBUL

Soframıza hoş geldiniz.

Dilinizi seçinChoose your language

Hikâyelere dön

İstanbul’un tarihi

İstanbul’da Tarih Ayaklarınızın Altında

7 dk okuma

Görseller yapay zekâ ile hazırlanmış sanatsal canlandırmalardır; tarihî belge veya birebir mimari rekonstrüksiyon değildir. Bazı ayrıntılar anlatılan dönemle örtüşmeyebilir.

Burayı aslında uzun uzun anlatmak istiyordum. Fakat araştırdıkça fark ettim ki bu topraklardan geçen her medeniyet, hatta neredeyse her saray başlı başına ayrı bir yazının konusu.

Sarayların çizimlerine, kazılarda bulunan kalıntılara ve tarihin içinde saklı kalmış hikâyelere baktıkça fikrim değişti.

Hepsini tek seferde anlatıp geçmek yerine, bugün yemeğinizi yediğiniz bu sokakların yaklaşık iki bin yılda nasıl değiştiğine kısa kısa bakalım.

Sonra her birinin hikâyesine başka yazılarda daha derinden ineriz.

Bölüm 1 | Byzantion: İlk şehrin doğuşu

Bölüm 1 | Byzantion: İlk şehrin doğuşu — sanatsal canlandırma
Byzantion: İlk şehrin doğuşu · Temsili canlandırma

Belki birçok kişi bu topraklarda önce Romalıların yaşadığını düşünüyor.

Siz de öyle düşünüyorsanız, hikâyeyi biraz daha geriye sarmamız gerekiyor.

MÖ 7. yüzyıl civarında Megara'dan gelen yerleşimciler Sarayburnu çevresinde Byzantion adıyla büyüyecek şehrin temellerini attılar. Elbette bu, onlardan önce burada hiç kimsenin yaşamadığı anlamına gelmiyor. İstanbul'un geçmişi bundan da çok daha eskiye uzanıyor.

Fakat bildiğimiz antik Byzantion'un kalbi Sarayburnu çevresindeydi.

Bugünkü Topkapı Sarayı'nın bulunduğu yükseltide antik kentin akropolü bulunuyor, çevresindeki yerleşim ise bugünkü Sultanahmet ve Cankurtaran yönüne doğru genişliyordu.

Deniz, balıkçılık ve özellikle ticaret bu küçük şehrin hayatında çok önemliydi.

Yani bugün üzerinde yürüdüğümüz sokakların hikâyesi Roma'dan bile önce başlamıştı.

Fakat bu sokakların kaderi, Roma'daki büyük bir iç savaşla tamamen değişecekti.

Bölüm 2 | Roma'nın Gazabı: Septimius Severus

Bölüm 2 | Roma'nın Gazabı: Septimius Severus — sanatsal canlandırma
Roma'nın Gazabı: Septimius Severus · Temsili canlandırma

MS 193...

Roma İmparatorluğu taht kavgasıyla çalkalanıyordu.

Byzantion bu mücadelede yanlış tarafa oynadı ve Septimius Severus'un rakibi Pescennius Niger'i destekledi.

Bu karar şehre pahalıya mal oldu.

Roma ordusu Byzantion'u kuşattı. Şehir yıllarca direndi fakat sonunda MS 196'da düştü ve çok ağır biçimde tahrip edildi.

İşin ilginç tarafı, Septimius Severus daha sonra cezalandırdığı bu şehri yeniden inşa etmeye başladı.

Bugünkü Sultanahmet Meydanı'nın altında izlerini taşıyan büyük Hipodrom'un ilk önemli yapım aşamalarından biri de onun döneminde başladı.

Henüz Büyük Saray ortada yoktu.

Fakat bugün yemeğinizi yediğiniz bu sokakların hemen yukarısında Roma'nın eğlence, siyaset ve güç merkezi yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı.

Bölüm 3 | Büyük Sarayın Doğuşu: I. Konstantin

Bölüm 3 | Büyük Sarayın Doğuşu: I. Konstantin — sanatsal canlandırma
Büyük Sarayın Doğuşu: I. Konstantin · Temsili canlandırma

Yaklaşık 130 yıl sonra sahneye Roma tarihinin en önemli isimlerinden biri çıktı:

I. Konstantin.

MS 324-330 yılları arasında eski Byzantion'u Roma İmparatorluğu'nun yeni başkentine dönüştürdü.

Ve işte bugün parçalarını toprak altında aradığımız Büyük Saray'ın hikâyesi de burada başladı.

Sarayı tek bir bina olarak düşünmeyin.

Ayasofya ve Hipodrom çevresinden Marmara Denizi yönüne doğru yayılan; taht salonları, imparatorluk daireleri, kiliseler, hamamlar, avlular, bahçeler, geçitler ve hizmet yapılarıyla zaman içerisinde büyüyen devasa bir kompleks düşünün.

Neredeyse şehir içinde başka bir şehir...

Üstelik bu yapı bir kez yapılıp bırakılmadı.

Her imparator kendi döneminde bir bölüm ekledi, bazı yapıları değiştirdi, bazılarını yeniden yaptırdı.

Yüzyıllar geçtikçe sarayın parçaları da sanki canlıymış gibi doğdu, yaşlandı ve öldü.

Ama Büyük Saray büyümeye devam etti.

Bölüm 4 | Büyük Yıkım: Justinianus, Theodora ve Nika İsyanı

Bölüm 4 | Büyük Yıkım: Justinianus, Theodora ve Nika İsyanı — sanatsal canlandırma
Büyük Yıkım: Justinianus, Theodora ve Nika İsyanı · Temsili canlandırma

MS 527'de I. Justinianus tahta çıktı.

Henüz hükümdarlığının ilk yıllarındayken, 532 yılında tarihin en meşhur şehir isyanlarından biri patladı:

Nika İsyanı.

Vergilerden, yöneticilerden ve şehirdeki adaletsizliklerden rahatsız olan halkın öfkesi Hipodrom'da büyüdü ve kısa sürede bütün şehre yayıldı.

Yangınlar çıktı.

O dönemdeki Ayasofya yandı.

Büyük Saray'ın bazı bölümleri zarar gördü.

Konstantinopolis'in merkezi adeta savaş alanına döndü.

Bir ara Justinianus'un şehri terk etmeyi düşündüğü bile anlatılır. Fakat İmparatoriçe Theodora'nın geri adım atmaya karşı çıkmasıyla imparator şehirde kaldı ve isyan kanlı biçimde bastırıldı.

Ardından bambaşka bir dönem başladı.

Justinianus yıkılan başkenti yeniden ayağa kaldırdı.

Bugün gördüğümüz Ayasofya da bu yeniden doğuşun sonucunda yükseldi.

Büyük Saray yeniden düzenlendi ve genişletildi.

Bugün Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nde gördüğümüz muhteşem zemin mozaikleri de bu büyük saray dünyasının günümüze ulaşmış en değerli izlerinden.

Onların kesin yapım tarihi konusunda tarihçiler arasında hâlâ tartışmalar var.

Ama yaklaşık 1.500 yıl önce imparatorların yürüdüğü bir sarayın zeminine bugün hâlâ bakabiliyor olmak bile yeterince etkileyici.

Bölüm 5 | Saray Denize İniyor: Hormisdas ve Bukoleon

Bölüm 5 | Saray Denize İniyor: Hormisdas ve Bukoleon — sanatsal canlandırma
Saray Denize İniyor: Hormisdas ve Bukoleon · Temsili canlandırma

Büyük Saray yüzyıllar içerisinde Marmara Denizi'ne doğru büyümeye devam etti.

Justinianus imparator olmadan önce Theodora ile birlikte Hormisdas Sarayı olarak bilinen yapıda yaşamıştı. Tahta çıktıktan sonra bu sarayı yenileterek Büyük Saray kompleksine dahil ettirdi.

Ancak kıyıda başka bir yıldız daha vardı:

Bukoleon Sarayı.

Bugün Kennedy Caddesi üzerinde kalıntılarını gördüğümüz bu sahil sarayının ilk bölümleri 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Daha sonraki imparatorlar, özellikle Theophilos döneminde yapı ciddi biçimde genişletildi.

Bugünkü sahil yolunu zihninizden silin.

Dolgu alanlarını kaldırın.

Arabaları, asfaltı ve modern binaları yok edin.

Çünkü o yıllarda Marmara Denizi sarayın hemen önündeydi.

Sarayın denize açılan görkemli cephesi, imparatorluk iskelesi ve küçük limanı bulunuyordu.

Bir hükümdar gemisinden inip doğrudan sarayına geçebiliyordu.

Theophilos, I. Basileios, VII. Konstantinos ve II. Nikephoros Phokas gibi imparatorlar döneminde bu aşağı saray bölgesi sürekli değişti.

Yeni binalar yapıldı.

Eski yapılar onarıldı.

Surlar yükseltildi.

Bahçeler düzenlendi.

Büyük Saray artık Konstantin'in yaptırdığı ilk saraydan çok farklıydı.

Yaklaşık altı yüz yıldır yaşayan devasa bir organizmaya dönüşmüştü.

Bölüm 6 | İhtişamın Sessiz Sonu

Bölüm 6 | İhtişamın Sessiz Sonu — sanatsal canlandırma
İhtişamın Sessiz Sonu · Temsili canlandırma

Ama hiçbir saray sonsuza kadar yaşamıyor.

11. yüzyıldan itibaren imparatorlar şehrin diğer ucundaki Blakhernai Sarayı'nı daha fazla kullanmaya başladılar.

Büyük Saray yavaş yavaş eski önemini kaybetti.

Ve 1204 yılında felaket geldi.

Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Konstantinopolis işgal edildi ve yağmalandı.

Sarayların içindeki değerli eşyalar, kutsal emanetler ve sanat eserleri dağıldı. Latin imparatorları bir süre Büyük Saray'ı kullanmaya devam etti fakat onu eski ihtişamıyla yaşatabilecek güçleri yoktu.

Bizanslılar 1261'de şehri geri aldıklarında karşılarında artık Konstantin'in, Justinianus'un ve yüzyıllar boyunca onlarca imparatorun yaşadığı eski saray yoktu.

Büyük Saray giderek harabeye dönüştü.

1453 yaklaştığında, bir zamanların dünyanın en güçlü saraylarından biri çoktan sessizliğe gömülmüştü.

Bölüm 7 | Fatih Sultan Mehmed: Bir Çağın Sonu

Bölüm 7 | Fatih Sultan Mehmed: Bir Çağın Sonu — sanatsal canlandırma
Fatih Sultan Mehmed: Bir Çağın Sonu · Temsili canlandırma

1453 yılına geldiğimizde artık Doğu Roma İmparatorluğu için yolun sonu görünüyordu.

Henüz 21 yaşındaki Sultan II. Mehmed, Konstantinopolis'i almak için ordusuyla şehrin surlarının önündeydi.

Kuşatma 6 Nisan'da başladı.

Osmanlı topları surları dövüyor fakat şehir direniyordu. Üstelik Haliç'in girişindeki dev zincir Osmanlı donanmasının içeri girmesine engel oluyordu.

Bunun üzerine savaş tarihinin en meşhur hamlelerinden biri gerçekleştirildi.

21 Nisan'ı 22 Nisan'a bağlayan gece Osmanlı gemilerinin bir bölümü karadan geçirilerek Haliç'e indirildi.

Gemilerin izlediği kesin güzergâh bugün bile tarihçiler arasında tartışılıyor.

Fakat sabah olduğunda Bizanslıların karşısındaki manzara tartışmasızdı:

Osmanlı gemileri artık Haliç'in içindeydi.

Kuşatma devam etti.

Ve 29 Mayıs 1453'te Konstantinopolis düştü.

Yaklaşık bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu sona erdi.

Fatih Sultan Mehmed ise kendi sarayını Büyük Saray'ın kalıntılarının tam üzerine yaptırmadı.

Yeni Osmanlı sarayı, yani bugünkü Topkapı Sarayı, biraz daha kuzeyde Sarayburnu'ndaki eski akropol alanında yükseldi.

Bir bakıma hikâye yeniden başladığı yere dönmüştü.

Bölüm 8 | Büyük Sarayın Son İzleri

Bölüm 8 | Büyük Sarayın Son İzleri — sanatsal canlandırma
Büyük Sarayın Son İzleri · Temsili canlandırma

Aradan yaklaşık 160 yıl geçti.

Bu kez sahneye Sultan I. Ahmed çıktı.

1609 yılında yapımına başlanan Sultanahmet Camii ve külliyesi, antik Hipodrom'un ve Büyük Saray bölgesinin hemen üzerinde ve çevresinde yükseldi.

Artık şehrin silueti yeniden değişiyordu.

Sonraki yüzyıllarda eski saray alanı mahallelere, evlere, sokaklara ve yeni yapılara dönüştü.

Bukoleon'un bazı bölümleri 19. yüzyıldaki demiryolu çalışmaları sırasında zarar gördü.

Modern İstanbul büyüdükçe eski sarayın kalıntıları yeni şehrin altında kaldı.

Ama tamamen kaybolmadılar.

Bugün Arasta Çarşısı'nın hemen yanında Büyük Saray'ın mozaiklerini görebiliyoruz.

Cankurtaran ve Sultanahmet çevresindeki bazı binaların altında hâlâ Bizans dönemine ait duvarlar ve tonozlar bulunuyor.

Bukoleon Sarayı'nın Marmara'ya bakan duvarları hâlâ ayakta.

Yani hikâye aslında bitmedi.

Sadece büyük bölümü toprağın altına indi.

Sonuç | Şimdi Bir Kez Daha Etrafınıza Bakın

Binlerce yıl boyunca burada şehirler kuruldu.

İmparatorlar yaşadı.

Saraylar yükseldi.

İsyanlar çıktı.

Ordular savaştı.

Binalar yandı, yeniden yapıldı ve tekrar yıkıldı.

Bugün ise aynı yerde evler, oteller, restoranlar ve sokaklar var.

Belki de en garip olanı bu.

Bir zamanlar dünyanın en güçlü insanlarının yürüdüğü alanların üzerinde bugün günlük hayatımıza devam ediyoruz ve çoğu zaman ayaklarımızın altında ne olduğunu bilmiyoruz.

Bu yapıların bir bölümünün sonsuza kadar kaybolmuş olması üzücü.

Çünkü geçmiş yalnızca eski taşlardan ibaret değil.

İnsan geçmişini öğrenerek geleceğini daha iyi anlayabilir.

Bu yüzden Cankurtaran'da yürürken belki bundan sonra yere biraz daha farklı bakarsınız.

Çünkü İstanbul'da tarih her zaman karşınızda değildir.

Bazen tam olarak ayaklarınızın altındadır.